OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.

Çocuklara Özel

Kadınlara Özel

Kayirli Kasabasi Dernegi:
Niğdeye Dair
Niğde'nin 7 Harikası
Niğde’nin 7 Harikası belli oldu

 

Remide Yılmaz Atabek Lisesi’nin yayınladığı “Genç Bakış” dergisi ilginç bir araştırmaya imza attı.

Niğde’nin 7 harikasını 1349 kişilik geniş bir anket çalışması ile belirleyen dergi, “Dünyanın 7 harikası var da Niğde’nin olmaz mı?” sorusuna cevap aramış.

İşte, Genç Bakış’ın Niğde’nin gündemine oturmaya aday anket çalışmasını sizlerle paylaşıyoruz

Devamını oku...
 
Giyim

Mahalli Niğde Giyimleri:
Bugün özel günlerde Niğde giyimi, il merkezinde bir hatıra olarak yaşamakta, ilçe ve köylerde ise yavaş yavaş ortadan kaybolmak üzeredir. Fakat hemen her evin çeyiz sandıklarında örneklerine rastlamak mümkündür.

Kadın Giyimleri:
Niğde'de kadın giyimleri incelenirken; renkten ziyade süse ve renklerin uyumuna dikkat edilirdi. Ev kadınlarının iki türlü giysileri vardı. Bunlardan birisi gündelik, diğeri ise "kişilik" adı verilen belirli günlerde, yani düğünde, nişan törenlerinde, kına gecelerinde süs dünürlü günde giyilen giysilerdir. Gelinlik kızlar, kendi,yeteneklerini, ustalıklarını zevkleriyle birleştirip, cafıra, kabuta, yünlüye ve pamuklu motif işlerken göz nurtu dökerlerdi. Bu uğraşının ürünü ince zevklerle bezenmiş Türk Sanatıdır. Hatta zevklerine göre seçtikleri her türlü giysinin üzerine işledikleri motifleri birbaşkasının yapamayacağı şekillerde bezerler ve örneklerini saklarlardı. Ev giyimlerinde ise; iş görürken üstlerine giymek için iş donu dikerler, kendi zevklerine göre çorap örerler, entarileri göz alıcı sıcak renkli motiflerden oluşurdu.

Fakir olanlar daha ziyade el tezgahlarında dokudukları, fitil adı verilen pamuklardan yapılmış entari giyerlerdi. Ayaklarında ise kulaç kundura denilen burnunda ve ökçesinde fart olan, kalın köseleden yapılmış ayakkabı giyerlerdi. Başlarında yazma ve çok zaman- da gene kendilerinin dokudukları yağlık denilen pamuklu saralardı.

Erkek Giyimleri:
Bugün hepsi tarihe mal olmuş ve ancak folklar gösterilerinde, ninelerin çeyiz sandıklarında bulunan, genellikle fakir hanımların el tezgahlarında dokudukları üç etek denilen entari giyerlerdi. Bunun altında hanımların ördüğü bağlamalı don bulunurdu. Ayaklanma yün çorap giyerlerdi. Ayakkabı olarak da bazen konçlu ve konçsuz yemeni giyerlerdi. Bir efe memleketi olduğu için kollan olmayan fakat, omuz başlarından kol boyu uzunluğunda uzanmış, omuz başlan ve göğsü işlemeli cepken denilen ceket giyerlerdi. Yüzde seksen fakirin sırtında, ketenden yapılmış ceket bulunurdu. Erkekler genel olarak bellerine kırmızı,.mor ve siyah kanşığı genişçe bir şal saralardı.

Genel olarak erkek ayakkabıları kalaş, kundura, yemeni ve çanktı. Kadın ayakkabıları ise; her memleketin kendi esnafının yaptığı kalaş kundura, iskarpindi.

 
Yiyecek-İçecek
Niğde'nin Özel Yemekleri:  Niğde'nin Özel Tatlıları:
1- Mangır Çorbası 1- Höşmeri(Göllü)
2- Oğma Çorbası 2- Halveter
3- Pancar Çorbası 3- Kaygana
4- Erişte pilavı ve Çorbası  4- Pekmez
5- Tarhana Çorbası 5- Aşure
6- Kuskus Çorbası ve Pilavı 6- Zerde
7- Üzüm Boranası 7- Sanburma
8- Kabak Musakkası 8- Tatlı Dürümü
9- Niğde Tavası 9- BurmaTat1ısı
10- Ditme 10- Kaşık Kayganası
11- Tirit  
12- Niğde çanağı  
13- Unlu Söğürme  
14- Papara  
15- Soğan Yahnisi  
16- Cılbır  
17- Ayva Boranası  
18- Nohutlu Kuru Etli Çanak  
19- Bamya  

                   
Mangır Çorbası : Yağınan salçayı güzelce çeviriyorsun. suyunu döküyorsun. İçine zerdali atıyorsun. Şekerini, Tuzunu, limonunu ağzının tadına göre ayarlıyorsun. Bolca limon iyi olur. O su kaynıyor. önceden kare şeklinde küçük küçük kesilmiş hamurunu hazırlamış oluyorsun. Buna mangır deniyor. O kaynamış suya mangırın bir kısmını atıyorsun bir kısmını da kızartmak için ayırıyorsun. Onu da kızartıp içine atıyorsun.

Oğma Çorbası: Hamuru yuğuruyorsun. Kalburdan geciriyorsun sürterek kurutuyorsun. Yağda salcayı çevirip suyunu katıyorsun. Birazını suya katıp birazını da yağda çevirdikten sonra en sonunda, kavurduğunu da üstüne atıp ocaktan indiriyorsun.

Tarhana Çorbası: İki kilo süzülmüş yoğurt ayran haline getirilir. Ocağa konur içine bi kilo dövme yani aşlık takılır. Bir kenara bırakılır. Ertesi gün kalıplar halinde temiz bez üzerine serilir. Güneşte hergün altı üstüne çevrilerek kuruyuncaya kadar bekletilir. Kuruduktan sonra bez torbaya konup bir kenara asılır. Kışın pişirileceği zaman akşamdan ıslatılır. Ertesi gün suda bu parcalar kaynatılır. Yağ ve salçası ayrıca çevrilerek üstüne atılır.

Soğan Yahnisi: Fındık büyüklüğünde yani kıskanın biraz irisi soğanlardan olarak. Bu soğanları ayıklayacan. Yağda salça. soğan. domatis. biber çevirecem. Cangıl cungul su olmayacak. suyu az olacak. Sonra ayıklanmış küçük soğanları içine salacaksın. Tuz atıp bir bir buçuk saat pişirecen.

Söğürme: Eti ince biftek haline getir. Pirzola eti gibi döv. Yağın içinde pembeleşinceye kadar kızart. Eğer bu eti una bulayıp kızartırsan unku söğürme olur. Bu daha lezzetli. Bunun yağına da ekmek batırılıp Yenmesi iyi olur.

Tirit: Yumurtalar suya ya da et suyuna katılıp pülte pülte olana kadar pişir. Sarmısakiı yoğurt katıp öylece yenir.

Cılbır: Kıymayı bolamadı koy. En aşağıdan yarım kilo soğanı ayitle. Kıymayı yağda güzelce çevir. Biraz su tuz ilave et yarım saat pişir. inmesine yakın iki yumurta kır kırıştır: onla iki üç dekika pişir.

Üzüm Boranası: Yağda eti çevir. onu nohutla pişir. Yarı pişdiği zaman. üzerine ayıklanmış üzümü salıyorsun. üzerine de kararında pekmez dökülür. .

Ayva Boranası: Güzelce guş başını yağda kavuracan. Salcayla domatesle çevir. suyla kaynat Onu içine kare doğranmış ayvayı salacan. Ayvayı hemen doğrayıp atacan. yoksa kapkara olur. Kıvamında şeker, tuz atacan.

Nohutlu Kuru Etli Çanak: Kuru etle nuhudu akşamdan ıslat. Sabah bir tencereye nohudu kuru eti ve karerine su koy kaynasın. üstüne yağda çevrilmiş salcayı dök. Pişene kadar kaynat

Bamya: Biraz küçük doğranmış kuşbaşı eti tencerede biraz yağla hafif kavur: üzerine soğan doğra biraz çevir. Domates biber de doğranmış olarak gat. Biraz da onnan çevir. Sonra karerince su dök. Bi . saat kırk beş dakka kaynato Sonra bir yemek gaşığı şeker. iki limonun suyu. tuz at. Kaynayan suyun içine bamyeleri de bırak. ineceğine yakın limon veya alacalı olmamış üzümün suyunu ekşilik vermesi için kat.

Papara: Gevrek denen yufka ekmeği doğrarlar. üstüne et suyu döküp kaşıklarlar.

 
Hayatın Dönüm Noktaları

Niğde görenekleri: Bütün Anadolu'da rastlanan ortak kültür unsurlardır. Bunların arasında hurafelerin de ayrı bir yeri vardır. Niğde'de okur-yazar oranı arttıkça batıl inançlar azaldı. Yakın zamana kadar Salı günü yola çıkmak, Cuma günü çamaşır yıkamak ve dikiş dikmek iyi sayılmazdı. Evden yolcu çıkınca ardından ev süpürülmez ve bir kova ile su dökülürdü. Yolu aydınlık olsun diye, ayna üzerine su dökülerek de yolcu savuşturulurdu. Kırkı çıkmamış (Doğumdan sonra 40 gün geçmemiş) iki kadın biraraya getirilmez, yan yana gelirlerse, uğursuzluk olmasın diye, toplu iğne değiştirirlerdi. Bu görenekler. daha doğrusu batıl inançlar hemen hemen terk edilmiş durumdadır.

Geleneklere aykırı olmayan ve toplumun benimsediği yeni alışkanlıklar olduğu gibi, eskiden beri hemen hemen hiç değişmeyen tekrar edilenleri de vardır. Eskiden beri devam eden geleneklerden bahar aylarında başlayan cumaların kendine has bir yeri vardır. Şehrin Kırbağlan Semtinde başlayan yemekli, eğlenceli kır toplantıları, bir hafta ara ile Tepeyran, Kayaardı ve Tepebağlan semtlerinde devam eder. Bu semtlerde bahçesi olanlar tanıdıklarını davet ederler. Pazar günleri sabahtan akşama k,adar devam ettiği için, herkes yiyeceğini, radyo, pikap ve çalgı gibi eğlence vasıtalanm almayı ihmal etmez. Cumalara davetli olmayanlar, semtlerin herkese açık çayırlık, çimenlik yerlerinde oturarak cumaya katılırlar. O gün bütün seyyar satıcılar, manavlar, kebabçı ve lokantacılar ağaçlı ve gölgeli yerlerde açık hava sergileri açarlar. Folklor gruplan ve şehrin bandosu sevilen mahalli havaları çalarlar. Cumaların başlaması, havaların iyi olduğu ve baharın bütün güzelliği ile kendisini gösterdiği bir zamana rastlar.

Düğünler: Niğde düğünleri kasaba ve köylerde, eski havası, alışkanlıkları içinde devam etmektedir. Fakat il ve ilçelerde törenler bir gecede biten balolar şeklinde yapılmaktadır. Evlenecek çağa gelen delikanlıya, yaşına ve durumuna uygun bir kız aranır. Bu aramayı halk, 'küfü küfüne, dengi dengine' anlamına gelen sözlerle ifade eder.

Askerden dönen, eli ekmek tutan, ekmeğini kazanan her delikanlı evlenme çağına gelmiş demektir. Oğlanın annesi uygun görülen kızın evine sabahın erken saatinde bir iş bahane ederek gelirdi. Evin ve avlusunun temiz olup olmadığına, kılığına, kıyafetine bakardı. Bu eve girerken yapılan ilk konroldür. Kız kahve pişirmeye gidince gelecekte kayın validesi olacağından ayakkabısını çevirir, eğer oğlanı istemiyorsa asık suratlı ve günlük kıyafetle çıkar, pabuçları çevirmezdi. Bu incelemeler bittikten sonra giderken mümkünse kızı da iyice kucaklar ve öperdi. Bu kucaklama ve öpmeden maksat, kızın ağzının kokup kokmadığı denetlemektir. Eğer şüphelenirse; en yakın tanıdıklarından bir bayanı, bir vesile ile kızın koynunda yatırmaya gayret ederdi. beğenilirse dünür gitme başlardı. Ailede ve sülalede sözü, sohbeti dinlenir büyükler, eşiyle birlikte ziyarete gideceklerini kız evine haber verirlerdi. Hep beraber kız evine gidilirdi. Umumi konuşmalardan, hal hatır sormadan sonra oğlan evi " Allahın emri Peygamberin gavli ile kızınız oğlumuza münasip gördük." diyerek kızı ister. Kızın anne ve babası "Tabii bu işler acele ile olmaz, ilginize teşekkür ederiz. Yalnız dışarıda amcası, halası var. Burada da dayısı ve teyzesi ile görüşelim, kısmetse olur" cevabını verirdi.

Bilhassa "Ne kızı ver, ne de dünürü küstür." prensibine dikkat edilirdi. Oğlan evi de kız evinin "Kız evi, naz evi" olduğunu bilir, bu ziyaretlerini bir kaç defa tekrarlardı. Söz alındıktan sonra yapılacak tören, alınacak eşyalar ve hediyeler konuşulurdu. Başlık parası ve takılacak altınlar da burada tesbit edilirdi. Şerbet içme denilen nişan töreni iki türlü olurdu. Birincisinde tarafların yakın akrabaları, bir araya toplanır, mütavazi bir tören yaparlardı. Buna cep kahvesi de derlerdi. İkincisi ise davetlilerin çok olduğu törendir. Bunun için oğlan evi kız evine şeker, kahve, lokum, sigara, kibrit gönderir, bunların davetlilere yeter miktarda olmasına dikkat edilirdi.

Nişandan üç-dört gün evvel, çarşıdan beraberce beğenilip alınan elbiseler, "okuyucu" denilen bir kadınla kız evine gönderilir, kız evi okuyucuya bahşiş vermeyi ihmal etmezdi. Artık nişan günü gelmiştir. Oğlan evi oğullarını yanlarına almadan kız evine gider, oturulur, konuşulur ve kahveler içilirdi. Aile büyüklerinden birisi, hayırlı uğurlu olsun temennisiyle kızın parmağına yüzüğü takardı. Şeker tutulurdu. Kız önce kayınpederinin ve kayınvalidesinin, sonra da babasının, annesinin, orada bulunanların ellerini öper, orada bulunanlardan bir büyük "Otur kızım" sözünü üç defa tekrarlar, kız otururdu. Nişan bittikten sonra samimiyetini arttırmak için iki tarafın yakın akrabaları yemekli gündüz gezmelerine giderdi. Buna "süs dünürlüğü" de derler.

Gelin esvabı beğenilip, elbiseler dikildikten sonra artık düğün töreni başlar.

Gelin Hamamı: Oğlan evi, sabun, kına, para göndererek gelin ve yakınlarının hamama gitmesini sağlarlardı. Hamama toplu olarak gidilirdi. Kızın annesi hamacının yanına oturur, genç misatiriere sabun, yaşlılara da hem kına hem de sabun verir ve hamamı yönetirdi. Hamama girmeden önce soyunma yerleri önünde bulunan geniş havuzun etrafında ikişer sıra dizilinir, ellerinde yanmış mumlar olduğu halde kız evinin getirdiği hediyeler hamamcıya ve natırlara verilirdi. Kız ortaya alınır, milli kıyafetleri ile ud ve tefin ve diğer çalgıların müziği ile ahenkli olarak havuzun etrafında dolandırılırdı. Bu dönme esnasında kızın başına yakın akrabalardan yaşlı bir kadın para atar, kız soyunur, hamama girilirdi. Kızı natır yıkar, çıkarken de peştemalını natıra verirdi.

Sandık Günü: Sandık Salı günü gönderilirdi. İki tarafın yakınları kendi evlerinde ayrı ayrı toplanırlardı. Oğlan evinde toplananlar; kıza ait manto, elbise, ziynet ve çamaşırları misafirlere gösterek itina ile bohçalarlardı. Kızın eşyaları yanında kızın anne, baba, kardeş, enişte, dayı, emete (hala), teyze, dede, nine, emmi (amca)'sine münasip olan çamaşır, elbiselik, çorap, yazma, çevre, peşkir gibi hediyeler de konarak kız evine gönderilirdi. Eğer başlık parası ,alınmışsa bunlar yapılmaz, yerine elbiselik gibi daha ağır hediyeler alınırdı. Buna "kulluk" da denir. Bu hediye bohçaları içerisine "ağız tadı" olarak bir kutu şeker konur, bunlar okuyucu veya mahallede sebeplenmesi istenilen biriyle gönderilirdi.

Kız Yanı: Çarşamba günü yapılırdı. Kızın müsaitse evinde, uygun değilse bir komşu evinde toplamIır, çalgı olarak tef, ud bulunurdu. Kızı yakın arkadaşları giydirirken ayağının altına büyükçe bir sini koyarlar öylece giydirirlerdi. Daha sonra kız, büyüklerinin ellerini öper, iki eli göğsünün üzerinde "divan dururdu." Odaya kim gelirse elini öper, tekrar otur denirse yerine oturur ve davetlilerin karşılanmaşı böylece devam ederdi. Misafirlerin gelişleri tamamlandıktan sonra cerez tabir edilen, geniş bir sininin ortasına tabak içinde akide şekeri, etrafına leblebi, onunda etrafına kuru üzüm ve karamanlı tabir edilen çarşı ekmeği dörde bölünmüş şekilde konurdu. Bu törene gelenler kıza hediye getirirdi. Çok davetliler de "Benek" dediğimiz bir miktar parayı getirip, kızın annesi selavatlaşırken veya elini öperken, kimsenin göremiyeceği bir şekilde eline sıkıştırırdı.

Bu törene oğlan evi de toplu olarak gelir, fakat kız evi bunlardan benek almazdı.

Kına Gecesi : Çarşamba günü akşamı, kız evi ve yakınlan uygun bir ev düzenlerler, kız iyi ce süslenirdi. Kızın arkadaşları da milli kıyafetlerini giymek suretiyle geceye katılırlardı.

Oğlan evi en önde fenerler, çalgılar, arkalarında erkekler, onlardan sonra en arkada hammlar olduğu halde toplantının yapıldığı eve gelirlerdi. Gelin yüzü duvaklı olarak çıkar, aşağıdaki ,ağıtlardan kendisine yakışanlardan birini söyleyerek ağlardı.

Samah : Aynı gece güveyinin sadıç ve yakınları, büyük bir evde veya mevsime göre bir mesire yerinde öğleden sonra toplanırlar, çalgılar çalınır, yemekler yenir, içkiler içilirdi. Bu toplantıda önemli görev sağdıcındı. Zira sağdıç bütün, hali ile güveyiden sorumlu olduğu için, bilhassa çok içmemesine ve bir zarar gelmemesine dikkat ederdi. Samah daha kurulmadan güveyi giydirilirdi.

Güvey Giydirilmesi : Kız evi Perşembe günü öğleden sonra oğlana iç çamaşırı, fes, tabaka, sigara, çakmak, ağızlık, çorap, tesbih, traş takımı ve harçlık konmuş bir cüzdanı kefeye sarılı olarak gönderirdi. Güvey bir kaç arkadaşı ile giyim odasına gelir ve bohça açılırdı. Evvela gömleği çıkarılır, mahallede anası, babası sağ olan bir çocuk bulunarak, gömlek çocuğun başından geçirilir, sonra güvey giyerdi.

Güvey Hamamı : Perşembe sabahı güvey, sağdıcı, yakın arkadaşları ve çalgılarla birlikte hamama giderlerdi. Hamamı yakın arkadaşlarından veya akrabalarından birisi tutar, misafirlerin sabun, çay, kahve ve yıkama paralarını hamamı futan öderdi. Hamamdan sonra hep beraber çalgılarla eve dönülürdü. Oğlanın varsa kız kardeşi, babası ve yakınları kızı almak için giden kafileye katılırdı.

Gelin iki türlü getirilirdi: Birincisi kız çeyizleri arasında şilte ve kaynataya bir baş yastığı göıürmüş ise gelin tahtırevanla, ikincisi ise, yaya gitme zorunda idi.

Yüz Açımı: Ertesi gün yüz açımı yapılırdı. Oğlan evinde bu düğüne çift örtme de derler. Çalgılar çalınırken kayınvalide gelinini sağ yanına almak suretiyle oturur, gelin ayakta divan durur; kaynana ile selavat1aşır, yaşına göre el öper, böylece oğlan evinin düğünü bitmiş olurdu.

 
Niğde Ağzı

Istar : Halı tezgahı, halı.
İfrit : Pis koku.
Kanayaklı : Kadıncağız, kızcağız (Mahsun veya masumluk ifadesi olarak)
Karık : Üzüm dikilen tümsek
Kelik : Eski ayakkabı
Kesirinden gelmek : Sırf inat olsun diye yapılan şey
Kesek : Kerpiç
Kığı : Koyun-keçi pisliği
Kırı : Eşek yavrusu
Kişniş : Küçük taneli üzüm
Köfter : Üzüm suyu ve nişastayla yapılan yöresel tatlı.
Kömüs: Bağ ve tarla sulama sırasını ayarlayan yetkili
Kursak : Mide
Mazarat : Zararlı
Meşkef : Kir,pislik, pasak
Nörüyon : Ne yapıyorsun ?
Ödü sıdmak : Çok korkmak
Pöç : Kuyruk sokumu
Sıracalı : Hastalıklı
Sokum : Lokma
Söğürme : Ateşte etle yapılan yöresel bir yemek
Şepe : Biraz kalınca açılan anında yenilen yufka ekmek
Tirit : Kelle suyu ile ekmek karışımı yemek
Uyku semesi : Uyku mahmurluğu hali, uyku sersemliği
Ümüğü ötmek : Yokluktan ve açlıktan perişan olmak
Ütmek : Kumarda kazanmak, kılı yakarak temizlemek
Übülük : 8 - 10 santimlik ince agaç çubuğu iki taş arasına koyarak başka uzun çubuk vasıtasıyla
uzaklara fırlatılarak oynanan bir oyun.
Vıcıtmak : Fırlatmak, çekilip gitmek.
Vittırıvızık : (Halk ağzıyla) pekmezle yapılan unlu helvaya verilen ad.
Yamsılmak: Saygısızca, geniş ve rahat oturmak.
Yamuk : Güvenilmez
Yılıkkan : Yalama, gevşemiş
Yuha : İnce, seyrek, hafif (giysiler için kullanılan tabir)
Yuvak : Kabaran toprak damları yağmura karşı sertleştirmek için kullanılan eksen delikleri bulunan taş silindir.
Yinli : Hafif, uçarı, elde avuçta durmaz

 
Niğde Atasözleri

Abdal ata binmiş,bey oldum sanmış.
Acı acıya,su sancıya,kes avrat bir soğan daha
Acı dil insanı dinden çıkartır.
Aç it fırın damı deler.
Açtırma kutuyu söyletme kötüyü.
Adam bildim eşşeği avurduma değdi d....ğı
Ağzı şarapana götü curun
Al allah delini, zapteyle kulunu.
Ali fakıya yazdırdık daha beter azdırdık
Ağır otur batman gel
Akıllı düşünene kadar,deli vurur yatırır.
Anan evdemi ? Lafolsun....
Arka eteğinde namaz kılınmaz
Arkandan atlı mı kovalıyor?
Apalağa yavrusu şahin görünürmüş
Aşağı yalaktan yem yemez.
Aşağı sokubaşına diken batınca yukarı sokubaşının canı yanarmış
Az verme hırsız edersin,çok verme arsız edersin.
Bağa bak üzüm olsun istemeye yüzün olsun.
Bahar derdi ğüz derdi,oğlan derdi kız derdi.
Beli bıkrığı ayrıldı
Ben umarım bacımdan,bacım ölür acından.
Bezirhane kirişi gibi
Bıyığında hacı bıyığı yok.
Birine beş..alnına taş
Bizim gelin evden kaçar, başını örter kıçını açar.
Bizim oğlan bina okur döner döner bidaha okur
Bok boka bülbül der
Bok da bok,osuruk da bok.
Bok yiyip bora gitme
Bor işi bok işi
Bor danasından öküz olmaz
Boş kilerde fare gezmez.
Burnundan kıl aldırmaz.
Cahil ile etme sohbet küstürürsün,cam kırığıyla etme dahret kestirirsin.
Camızın suya sıçtığı gibi
Çala çala bi havaya benzettik.
Çiğerinden tutulsun
Çingen çalar kürd oynar.
Çüş dedikçe çalının altına gitmek
Dabak sevdiği deriyi yerden yere vurur
Damdan atsan dik durur
Devenin üstünde kuduz dalarmış
Deve beni korkuttu dudağını sarkıttı
Deli düşündüğüyle,tavuk eşindiğiyle
Deli deliyi görünce sazını saklarmış
Deveye hörgücü yük olmaz.
Dişim bokumu kesmedi
Düğün evini bilmez abdeshaneye yemek götürür
Ehli keyfe keyf verir kahvenin kaynaması , eşşeği baştan çıkarır sıpanın oynaması.
Elden gelen öğün olmaz,o da vaktinde gelmez
Elinen gelen düğün bayram
Eline vur sukumunu al
En akıllısı kazıkta bağlı
En güççüğü kan kırmızı
Enik büyür it olur,yavşak büyür bit olur
Evinde otur gönlünü götür
Fakdamı? Denedemi ?
Fes başından fırlamak
Fişgene çıktığı kabuğu beğenmezmiş
Fiy yutmuş tavuk gibi düşünüyor
Gak dedikçe su,guk dedikçe ekmek ister.
Gezen ayağa bok bulaşır
Gelin ata binmiş,gör kimin kapısı.
Götü kuş pişirmez
Götüne bakmaz Hasan dağına oduna gider.
Gözüne çöp düşmüş gibi
Hakım derken bokum der
Hakkını avucuna vermek
Hakteala çün yaratmış ademi,ademoğlu s.....e kırar bademi.
Hamurdan var tahtadan var,şepeyi açan kahpeden var
Hasan dağını helik diye vıcıtır
Hacı emmim eşşeğe binmiş,ayakları yerde gider.
Her kayada bir yel eser,gönül umduğuna küser.
Hop oturup hop halkmak
Huysuzu cehenneme koymuşlar,odun yaş diye bağırırmış.
İs yanına var is kok,mis yanına var mis kok
İş götü yok
İt kılı postal bağı.
İt ayağı yemiş gibi dolanmak
İtin ayağını taştan mı esirgiyon?
İt götü gibi sokranmak
İt misin imirgazı mısın?
İtin eniği kendirkesen olurmış
İte dalanmadan çalıyı dolan
İtin taştan yıldığı gibi korkmak
Katranı kaynatsan olurmu şeker,cinsini s......m cinsine çeker.
Karınca deliğine katlanmak
Karıncadan kavmın olsun
Kar yağdığı gün tozar
Kazın ayagı öyle değil
Kaza bakıp götünü yırtar
Karnında erik kurusumu var
Karnında köpek ölmüş
Kart tekeyle dalaşanın götüne gider boynuzu.
Kız gözü kızaranda olurmuş
Kelin emi çok olunca kıçınada sürer başınada
Kıçına bezir bile değdirmez
Kıçına nişadır geğmiş gibi gitmek
Kirpi de yavrusunu pamuğum diye severmiş.
Kör öküzü götünden yer
Körün sakızı burnunun ucunda gerek
Kötü bööcü gibi kuyruğu omzunda
Kursağı sade yağ götürmaz
Künnük kırısı
Nerede çalgı orada kalgı
Otur kızım otur da bahtın yürüsün
Öküzü torbaya sığdırır
Sakındığın göze çöp düşer
Samanlık kedisi
Samanın altına suyu salar,çıkar üstüne oturur
Samanlıktaki ite kurşun değmez
Sacın üstündeki kavurga gibi tıngırdar
Semeriynen seksene oturur
Şaşkın ördek götün götün yüzermiş
Tezakten terazinin boktan olur dirhemi.
Tencere tava,hepsi bi hava.
Uysal atın çiftesi pek olur.
Üç evlek bostan,yan gel oğlum osman.
Ver yiyeyim ört yatayım
Yarıma değme,bütünü bölme gel ekmek yiyelim.
Yattığı ahır sekisi çağırdığı istanbul türküsü
Yattığı yerden bıçak çeker
Yazın al güzün al d.......n tozunu al
Yağmur yağsa yaş görmez,kavga olsa taş görmez.
Yaralı parmağa çöödürmez.
Yemi yalaktan,suyu gölekten.
Yinli taşa kıç silerler.
Yükü çeken deve bozular.

 
Daha Fazla İçerik...
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 2
REKLAMLAR

Can Pres

Kaplan Metal

Başkur Mühendislik

İnternet Hizmetleri

Genç Metal

Süleymanoğulları

Onur Metal

Ünlüoğulları

Yavuzlar Tekstil