ŞAİRLERİMİZ

KAYIRLIYA DOGRU BAKAR AGLARIM
Gurbetteyim gönlüm darda

Gözlerim her zaman yolda

 Arayan soran yok burada

 Kayırlı’ya doğru bakar ağlarım

 

Saymakla bitmiyor bendeki dertler

Ayrılık gönlümü yakıp kül eder

Ne zaman Allah’ım yüzüme güler?

 Niğde’ye doğru bakar ağlarım

 

Her yanımı sardı feleğin ipi

Çekmekle bitmiyor gurbetin derdi

 Yanıyor yüreğim kaç yıldan beri Ben

 Niğde’ye doğru bakar ağlarım

 

 Kaç yıl da oldu ben sıladan geleli

 Gurbette aldım hep bu dertleri

 Duymadım yıllarca anamın sesini

Kayırlı’ya doğru bakar ağlarım

 

 Mustafa’nın derdi ana babadan

Rahmetli oldular onlar da çoktan

 Bitmiyor acılar bilmem ne yapsam

 Kayırlı’ya doğru bakar ağlarım

 

 Güldürmedi felek benim yüzümü

Aldı da bu gurbet gençte ömrümü

 Unuttum en son ne zaman güldüğümü

Ben sılaya doğru bakar ağlarım

 

Mustafa DAĞDEVİREN

ÇARESİZİM BEN GURBETTE

Darda gönlüm benim yine

Çürüdü ömrüm gurbette

 Zindan oldu gecelerim de

 Çıkar yolum yok gurbette

 

Hiç arayan soranım olmaz

Gizli yaram doktor bilmez

 Hesabım çarşıya uymaz

Dardayım ben gurbette

 

Gözlerim yollara bakar

Ayrılık canımı yakar

 Ölsem kimim var ki ağlar?

Çok yalnızım ben gurbette

 

Çoluk çocuk hep perişan

Yine umutsuzum bu akşam

Kalmadı arayıp soran

Kimsesizim ben gurbette

 

 Akşam olur gönlüm daralır

Yokluk koluma dolanır

 Hep de boynum bükük kalır

 Çok halsizim ben gurbette

 

 Kaybolur hep umutlarım

 Ben de Niğde’yi ararım

Her gün saçımı yolarım

Hep dertliyim şu gurbette

 

Kimse tutmaz ki elimden

 Kurtulamam bu felekten

 Neler çektin Mustafa’m sen

 Kadersizim ben gurbette

 

Mustafa DAĞDEVİREN

MERHAMET ALLAHIM  BİZE

Nar senin narındır, nur senin nurun

Sen merhametlisin, biz aciz kulun

Affımı dilerim varsa bir yolum

Merhamet Allah’ım, merhamet bize…

 

Azrail benimle gel dediğinde

Münker Nekir sorup, bil dediğinde

Oku kitabını al dediğinde

Merhamet Allah’ım, merhamet bize…

 

Cehennem narının sel olduğunda

Ananın babanın el olduğunda

Habibin secdeye baş koyduğunda

Merhamet Allah’ım, merhamet bize…

 

Hasan Hüseyin TAŞKIN

Güz gelince bağımızı bozardık

Aşıtlarda çiğneyerek ezerdik

Çuvallardan, torbalardan süzerdik

Eski koruklara göresim geldi

 

Kara koyun kuzusuna melerdi

Meler meler efkarımı bölerdi

Cevdet de Allah’tan bunu dilerdi

Kara kuzulara göresim geldi

 

Koca eşek kapımızda zırlardı

Kara duman çöker, hava gürlerdi

Gelin kızlar bahçeleri bellerdi

Karlı dağlara da göresim geldi

 

Özledim dağlardan saman çekmeyi

Pilavı sardığım yuha ekmeği

Ayran çölmeğinden ayran dökmeyi

Pahlalı dürüme göresim geldi.

 

Kıvrım kıvrım duman tüter bacadan

Yanık yanık seda gelir hocadan

Çobanlar kavalı çalar yüceden

Kayırlı Köyü’ne göresim geldi

 

Anam tandır yakar, duman tüttürür

Tan yerleri horozları öttürür

Kurak olur kara eşşeği sattırır

Tezek kokusuna göresim geldi

Gurbette yaşarım ömrümü çaldı

Seneler uzadı, tarihi sildi

Yüreğim coştu da bir efkar geldi

Niğde toprağına göresim geldi

 

Mevsim kışa döndü hava yağıyor

Hasretlik sineme gayrı değiyor

Cevdet kaderine boyun eğiyor

Sevdiğim Elif ’e göresim geldi

 

Kel Ahmet mahlenin başlı çobanı

Yaz kış güder, gidip bilmez yabanı

Yedi yıldır çok özledim babamı

Ayşe Nine’ye de göresim geldi

 

Tivis Memmet kuzuları yayar mı

Mahlelere durur durur çayar mı

Yapraklıya eşek gitse doyar mı

Karakız Dağına göresim geldi

 

Cevdet ÇANKAYA

KAYIRLILIYIZ

Yıl 1993 Kayırlı adına küçük bir dernek kurduk

Gün geçtikce üye sayısını artırıp çok büyüdük

Şu an parmakla gösterilen duruma geldik

Övünmek gibi olmasın ama biz Kayırlılıyız…

 

İstanbul’un dört köşesine kök salmışız

Bağcılar ilçesinde bir yuva kurmuşuz

O yuvaya binlercesi üye olmuşuz

Övünmek gibi olmasın ama, biz Kayırlılıyız…

 

Ecdadımızın izinden gidiyoruz

Örf ve törelerimiz takip ediyoruz

Zor durumda olanlara yardım ediyoruz

Övünmek gibi olmasın ama, biz Kayırlılıyız…

 

Bak Kayırlı’m ayaklanmış yürüyor

Çevre köylere örnek oluyor

Kayırlılı olmak onur veriyor

Övünmek gibi olmasın ama, biz Kayırlılıyız…

Bu düzenimizi yüce Mevlam bozmasın

İçimize fesat insan sızmasın

Kayırlılı olmayan bana kızmasın

Övünmek gibi olmasın ama, biz Kayırlılıyız…

 

800 km uzakdan geldik buraya

İnsanın göresi geliyo memelekete, sılaya

Bakın bi hele şu toprağa, ağaca, havaya

Övünmek gibi olmasın ama, biz Kayırlılıyız…

 

Muzaffer Yetişen’in sizlere bir tavsiyesi;

Bu dünya fani, ahirete bakalım

Artık birbirimize yeşil ışık yakalım

Küskünler dargınlar, gayrı barışalım.

Övünmek gibi olmasın ama, biz Kayırlılıyız…

Muzaffer YETİŞEN

Büyüdükçe kirlenir

Gök kuşağınızda ki renkler

Hayat size gülümsüyorken

Büyümeyin çocuklar

 

Sizler kadar masum değil

Büyüklerde ki yürekler

Teniniz cennet kokuyorken

Büyümeyin çocuklar

 

Doğduğunuz gün gibi

Beyaz kalmaz sayfalarınız

Günahlara bulaşmamışken

Büyümeyin çocuklar

 

Masallarda ki gibi

Bin bir diyarlardan dünyanız

Gerçekler sizi yok sayıyorken

Büyümeyin çocuklar

 

 

        Muzaffer Öztürk

Daha gün ağarmadan kahvaltıya başlar

Yürürken ayaklara takılır taşlar

Seherde erkenden işine başlar

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Rüzgar esince sallanır dallar

Toza toprağa bulanır yollar

Yayanın halini ne bilsin eller

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Kürek kürek atar bahçeye toprağı

ı Bağdan toplar sarma için yaprağı

Yürür ama  bilmez çalım atmayı

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Pınarcık’ın bir camisi bir de fırını

Düşünmez bugünden sonra yarını

Götürürken döker yolda hamuru

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Gedik’ten aşağı tozlar savrulur

Kara sac üstünde erişte kavrulur

Tozu gitsin diye bir de savrulur

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Yoğurup hamuru yaparlar yufka

Yerler ekmeği kenarından kırpa kırpa

Nerde oğlak, nerde koyun kuzu körpe?

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Yapraklı Dağı’na verdim özümü

Gedik Boğazı’na diktim gözümü

Çeyrek Bağ’dan getirdiğim üzümü

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Mezarları sıra sıra kazarlar

Mermer taşa künyesini yazarlar

Her sene Arefe günü gezerler

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Nazlı nazlı eser sabahın yeli

Eşekle üzüm getirir

Kasım’ın Ali Sıkıdır, cebinden çıkmaz eli

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Eğri orakla biçerken ekini

Elime batardı kangal dikeni

Şafak vakti uzun hava çekeni

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Kara bakırda pişen bulgur aşını

Canı sıkılınca kaşır başını

Taş değmesin diye sakınır dişini

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

Sofrada yediğimiz bulgur pilavı

Yanına keserdik kuru soğanı

Ne yağlı derdik ne de yavanı

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Şölen yeri Karavuz’un tepesi

Çadırlar yanında ocaklar tüterdi

Yaşlısı, genci üç ayak çekerdi

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Haziran gelince ekerdik bostan

Selam gelmez oldu o kadar dosttan

Sokaklar görünmez oldu yine tozdan

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

Her sabah erken işe giderdim

Boş kalınca at eşek güderdim

Çamlama’ya varır sohbet ederdim

Öyle özledim ki, seni Kayırlı

 

                                Kadir TURGUT